***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

***

...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Özge Özberk ile röportaj anından...



İlk tiyatro oyunu: Oto Gargara

İlk dizisi: Şaban Askerde
İlk sinema filmi: GORA

Bir şey nasıl başlarsa öyle gider ya da bir terslik oldu mu devamı öylece gelir cümlelerinin doğrulandığı bir İstanbul akşamında buluştuk Özge Özberk ile. Aslında önce her şey yolundaydı yani en azından ben öyle düşünüyordum. Özge Hanım, kasım ayı itibariyle oynayacakları “Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun” oyundan çıkıp röportajımızı yapacağımız yere gelecekti. Bu sırada yeri bulma aşamasında yarım saatimizi kaybettik ki zaman sıkıntımızda vardı. Neyse ikimizde gülerek “sonunda buluşabildik” cümlesini kurarak başladık röportajımıza…
 
Kayıt cihazımın pili bitince…
Kayıt cihazımın pilinin bitmesinden ya da kaydederken başka bir terslik olmasından her röportaj öncesi tedirginlik yaşar umarım bir şey olmaz cümlesini kurarım. Bu seferde aynı şeyi söylemiştim aslında… Gözüm ara ara cihazdaydı, röportajımız çok keyifli geçtiğinde çokta bakmadım sonlara doğru. Teşekkür ettiğim bir anda da makinenin kapalı olduğunu gördüm. Şaka gibiydi yani. Neyseki gelir gelmez hemen yazdım ama arada atladıklarım oldu elbette ki… Buluşmada yaşadığımız gecikme, kayıt cihazının süprizi ile devam edince resimlerde bari bir sıkıntı olmasın dedim ki olmadı da…

Röportajımız çok keyifli geçti,oğlundan bahsetmeyi çok seven bir anne, eşine aşık bir eş, iyi işler çıkacağına inandığında ekranlarda karşımızda olmayı düşünen biri aynı zamanda.

Neler konuştuğumuz bir sonraki postumda ya da Anne Bebek Dergi'mizin sayfalarında. Bu sıcacık sohbet için kendisine teşekkür ederiz.

17 Ekim 2011 Pazartesi

IFW'nin ardından...

Eylül ayında çok fazla konuşulan moda etkinliği olan IFW yine muhteşem bir atmosferde tamamlandı. Kalan notlar ise sayfamızda.

13 Ekim 2011 Perşembe

“Tiyatro yüksek bir sanat!”

Oyununun başlamasına yaklaşık iki saat kala buluştuk Barış Çakmak ile. Gayet net ve sakin bir ifadesi vardı. Sanki oyunu o değil de başka biri oynayacak gibi. Buda eğitimli olmanın ve işinin hakkını verdiğine inanıyor olmanın insana sağladığı bir duruş olsa gerek diye düşünüyorum. Şimdilerde yeni bir dizi için çalışmalara başlamış, ekim ayında onu yine televizyonda izleyeceğiz ama öncesinde 11 Eylül olaylarını konu olan “Korku İmparatorluğu” oyunu var.
“Tiyatroda oynayan insanların televizyonda tanınmış olmaları beni rahatsız etmiyor, yeter ki oyuncu olsunlar.”

Duruşunuz net ve bir o kadar da sert gözüküyor. Bendeki ilk izlenim bu oldu. Sizden kendinizi tanımlamanızı istesem…
Çok netimdir. Hayatım boyunca hep net oldum. Ortaokulda ne müzik dinliyorsam hala onu dinliyorum. Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlemem. Beğenim vardır ve onu dinlerim mesela.
Berbat dünyada duyarlı olmaya, inandığı şeyleri yapmaya çalışan, insanları seven, ayrımcılıktan tiksinen biri olarak tanımlayabilirim kendimi.
Sahne; işyerim.
İstanbul; acayip bir yer.
Hayat; ölmeden önceki süreç.
Televizyon; beyaz cam. Hayatı yaşamaktansa ona boş boş bakmamızı sağlayan bir obje.

Kendinizi ifade ettiniz ama aslında sizi tanımak isteyenler internet sitenizden de takip ederek hakkınızda birçok şeyi öğrenebilir…
Evet! Uzun Hikaye kendi dili olan bir site. Yaklaşık bir senedir uğraşıyorum. O benim kendi yayınım gibi.  Hem yazılarım, hem kendi tasarladıklarım, hem resimlerim, hem aklımdan geçenler, hem yazılarım yani tek başına bir dergi çıkarıyor gibi bir durumum var altı bin beş yüze yakın bir takipçim var. İki-üç gün bir şeyler post etmezsem mesajlar yağmaya başlıyor. Ben çok keyif alıyorum. Burada güzel olan yorum yapamıyor olmanız. Keyfimin istediği gibi yazıyorum.



Madem oyun öncesi buluştuk sondan başlayalım. Oyun öncesi nasıl geçer, neler yaparsınız? Nasıl hazırlanırsınız?
Ne oynadığınıza bağlı aslında. Mesela şuan oynadığım oyunda çılgınca işkence gören ve kırk sekiz saat uyumayan birini oynadığım için her şekilde oyunda olabilirim. Gözlerim morarabilir, uykusuz olabilirim. Oyununa göre değişir açıkçası. Sonuçta ben konservatuardan gelmeyim. Mesela şuan birlikte röportajımızı yapıyoruz, ardından oyuna gireceğim sonrasında çekim için bir yerlere geçeceğim. O kadarda dikkat etmiyoruz yani. Özellikle dizi sektörü o kadar da düzenli olmadığından dikkat etme lüksünüz olmuyor.  

7 Ekim 2011 Cuma

Blog Dergisi 20. Sayı / "Torpilimin adı Evren. Sen de tanırsın onu…"

İnatçı ruhum, Evren’in bana istediğim mesleği sunması ile bir sıfır öne geçti. Şimdi ise ikinci golü atma çabalarındayım. O da berabere kalma yollarında.
Zaman …
Blog Dergisi

4 Ekim 2011 Salı

Anne Bebek Dergisi / Ekim 2011


Alkışlar benim için
Bu ayda kapağımızı süsleyen resim mailimize düşenler arasından seçildi. Tuna bebeğin kendini alkışlayan bu pozu bizlerden tam not alınca sizlerde görün istedik. Stüdyo çekimlerine dahil olamadım ama resimlerdeki enerjiyi sizlere yansıtmak istedim. Bu yüzden yine de b,r hikaye oluşturdum kafamda. Rana-Erhan Narinoğlu ailesine oğullarıula uzun ve sağlıklı bir yaşam
diliyoruz.

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...