***

Bu Blog'da: Ünlü isimlerle yapılan röportajlar ve hikayeleri, gidilen workshop'lar, izlenilen; film-tiyatro-konser notları ve hafta sonu önerileri yer almaktadır.

***

...

30 Ekim 2010 Cumartesi

"Tak-tak-tak" Bu sesi seviyoruz...

Evet evet biz kadınlar topuklu ayakkabı giymeye bayılıyoruz. Şu sıralar platform topuklar çok gündemde. Çok da şık duruyor. (Anne Bebek Dergisi) kasım sayımız için yine birbirinden şık alternatifler hazırladım sizlere. Tercihlerinizi yaparken notlarımı da hatırlayın. Notlarımı okumak içinse resme tıklayın :)


Topuklu ayakkabı giymeyi sevip üzerinde yürümeyi beceremeyenlerden olan, alışana kadar denemeye devam eden AslıhaN :)

28 Ekim 2010 Perşembe

Kapak çekiminden keyifli notlar(ım)

Anne Bebek Dergi'mizin kapağında yer alan Özgün Ege Yerli ile keyifli bir çekim gerçekleştirdim. Sayfanın üzerine tıklayıp, karelerle ilgili yazdığım küçük notları okuyabilirsiniz... Çekimler sırasında ben çok eğlendim ve ortaya işte böyle güzel bir kapak çıktı. Kapak konuğumuza, ailesine, çekimlerimizi gerçekleştiren; Burçin ve Şahver'e teşekkürler...

 


Küçük bir not:
Eğer siz de oğlunuzun, kızınızın ya da bir tanıdığınızın kapak konuğumuz olmasını isterseniz bana mail atabilirsiniz...

32. Ulusal Kongre SOLUNUM 2010

20-24 Ekim tarihleri arasında Göğüs hastalıkları alanında Türkiye’nin ilk bilimsel meslek kuruluşu “Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği” tarafından düzenlenen “32. Ulusal Kongre SOLUNUM 2010” konferansı için Antalya’daydım. 1500 katılımcının olduğu konferanslarda; SOLUNUM 2010 Kongre Başkanı Doç. Dr. Filiz Koşar, TÜSAD Başkanı Prof. Dr. Can Öztürk, TÜSAD Koah Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Hakan Günen ve TÜSAD Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Tunçalp Demir konuşmacı olarak katıldılar.

Geçtiğimiz sene 1300 katılımcıya ulaşan kongre bu yıl da 1500 civarı katılımcı için; eğitici kurslar, paneller, konferanslar, karşıt görüş toplantıları, güncelleme toplantıları, uzmanlık öğrencisi oturumu, olgu sunumu oturumları ve ayrıca hekimlik mesleği ve uzmanlık alanını ilgilendiren paramedikal konulara kongre kapsamında yer verdi.

SOLUNUM 2010 Kongre Başkanı Doç. Dr. Filiz Koşar, dünyada her yıl yüz milyonlarca insanın akciğer hastalıklarıyla yani tüberküloz, astım, pnömoni, influenza (grip), akciğer kanseri, kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi sağlık problemleri ile uğraşmakta olduğunu ve yine 10 milyondan daha fazla sayıda kişinin bu sebeplerle hayatını kaybetmekte olduğuna dikkat çekti.

26 Ekim 2010 Salı

Sandıktan çıkan sihir

Çiğdem Sonkurt, çocukluk zamanlarından beri bir şeyler
kesip biçmeye meraklıymış. Annesinin yönlendirmesiyle
başlayan sürecine yurtdışında aldığı eğitimleri de ekleyerek
23 Ekim’de Palladium’da “Büyükannemin Sandığı By Çiğdem Sonkurt” konseptiyle bir defile düzenleyecek. 
Defile öncesi, yoğun çalışmasına biraz mola vermesini
isteyerek defileyle ilgili sohbet ettik. Bu arada, Çiğdem
Sonkurt’un büyükannesinin sandığından çıkan 1950’lerden
kalma elde dokunmuş kumaşlardan oluşan kıyafetleri; 
Ece Gürsel, Elif Ece Uzun, Deniz Öney gibi 
 ünlü mankenler  sergileyecek.    

Çiğdem Sonkurt kimdir diye soruyorum ama bir modacı olarak anlatmanızı istiyorum. “Kendinizi bir defilede ne tarz bir kıyafetle anlatırdınız?” (Ne renksiniz? Elbise mi yoksa pantolon mu giyerdiniz? Saçlarınız ve makyajınız nasıl olurdu? Neyi anlatıyor oluyordunuz?)
Çiğdem Sonkurt büyük ihtimalle ya mini bir etek ya da tayt giyerdi. Üzerine de bir ceketle kombin ederdi. Saçlar doğal veya atkuyruğu olurdu. Makyajda sadece alık ve rimeli tercih ederdi. Ama üzerindeki tek bir parça o defilenin konseptiyle kesinlikle aynı olurdu.

Küçük yaşlarda çalışmalar yapmaya başlamışsınız. Annenizin de yönlendirmesiyle tasarımla uğraşmaya devam etmişsiniz. Moda tutkunuz nasıl arttı ve şekillendi?
Evet annemin yönlendirmesiyle küçük yaşlarda bu işe yönlendirildim ki o zamanlar bunun bir iş olduğunun farkında bile değildim. Daha sonra kendime ve etrafıma kıyafet yapmaya başladım sonra bir gün düşündüm ki bu beni mutlu eden, yapabileceğim en iyi iş diye düşündüm ve profesyonel olarak yapmaya karar verdim.

Çiğdem Sonkurt şimdilerde; 23 Ekimde’ki defile ve Şubat ayında olacak defilesine  hazırlanıyor.

Profesyonel olarak başlamadan önce aldığınız eğitimleri ve sonrasında neler yaptığınızı anlatabilir misiniz?
İlk olarak Lasalle International Academy’le başladım eğitimime. Oradan Milano Marangoni Istituto da burslu olarak devam ettim. Tabii ki bu sadece eğitimle olacak bir iş değil. Bu yüzden eğitimim sırasında da yurt dışındaki birçok ajansın çekimlerinde styling ve moda editörlüğü yaptım ve işte artık buradayım.

Aynı zamanda stil uzmanlığı da yapıyorsunuz...
Evet. Hem de çok büyük keyif alarak yapıyorum bunu. Çağımızın yeni mesleklerinden biri Stil Danışmanlığı ve bence bazıları için çok da gerekli.

Bu zamana kadar kimleri giydirdiniz?

Birçok ünlü isim var. Birçok dergi, albüm kapağı… Ama ilk aklıma gelen birkaç isim Demet Akbağ, Ece Gürsel, Fatih Ürek, Aydın, Ayça Tekindor, Nalan, Nadide Sultan, Zeynep Casalini, Tuğba Özerk, Fatoş Kabasakal ve daha adı aklıma gelmeyen birçok isim…

21 Ekim 2010 Perşembe

Hamileyken de pilates yapmaya ne dersiniz?


Dünyanın en fit annesi Tracey Mallett tarafından da onaylanan fit annemiz Ebru Şallı Tan, doğum süresince yaptığı pilatesin faydalarını anlatmak ve yeni çıkardığı ki kendisi 7 yıldır pilates yapan biri olarak hamilelik pilatesi DVD'si hakkında bilgiler verdi. Bakın neler sordum, neler öğrendim…

 
Sırada 3. DVD varken, hamile pilatesi çıkarmanızın sebebi nedir?
Türkiye’de ilk defa 3 yıl önce pilates DVD’sini çıkardım ve büyük bir ilgi oldu. Hatta birinci DVD hala satılıyor. Yeni başlayanlar için olduğundan ilk defa başlayacak olanlar tercih ediyor. İkincisi orta seviyede olanlar için. Daha ileri seviyedeki insanlar için üçüncüyü yapacaktım, fakat hamile kaldım. Dolayısıyla o normal pilatesi çıkaramadım. Ama hamile pilatesini çıkardım. Türkiye’de bu yok. Ben de bunun eğitimini aldığım için 3. DVD’mi hamileliğimden dolayı hamile pilatesi olarak çıkardım.

Dünyanın en fit annesi olan Tracey Mallet tile de görüştünüz…
Evet, doğumdan bir hafta önce dünyanın en fit annesi Tracey Mallett Amerika’dan geldi. Onunla da hamile pilatesi ile ilgili bilgilerimi pekiştirdim. Birlikte de çalıştık. Sonrasında ise doğuma girdim.

Doğumunuz nasıl geçti?
Doğum son derece iyi geçti. Buradan da bir kez daha belirtmek istiyorum. Israrla 8 ay diye yazıyorlar ama 9 aylık doğurdum. 9 ay boyunca ilk 3 ay hariç, hamilelik pilatesinden yararlandım. Bu kadar sağlıklı ve fit hamilelik geçirmemin sebebi pilatestir diyebilirim. Birinci hamileliğimde de bundan çok yararlandım, ikincisinde de. Hamile pilatesi sütün artırımını da destekliyor.

Pilatesin hamilelere faydaları nelerdir?
Bebeğinizi sadece sütünüzle beslemek istiyorsanız ki bence öyle olmalı, tüm sağlık örgütleri de bunu söylüyor. Bu dönemde hamile pilatesinden her anlamda yararlanmalısınız. Şimdi Berk 20 günlük oldu. Daha yarı kırkı uçurup geldik buraya. Kendimi çok fit hissediyorum. Kesinlikle bunun tek sebebi, doğru nefes eşliğinde yaptığım hamile pilatesi. Bütün hamilelere de pilatesi öneriyorum. Benim DVD’lerimde son derece rahat bir şekilde hamile pilatesinden yararlanabilirler. Uzman görüşlerine de yer verdik. Akılda oluşabilecek her türlü soru cevabını bulsun istedik.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Anne Bebek Dergisi / Açelya Akkoyun Röportajım

Ekranların sevilen isimlerinden Açelya Akkoyun artık anneliğe iyice ısındı. 17 aylık kızı Alya ile dolu dolu bir yaşam sürerken kendisine ve evliliğine de gereken özeni veriyor. Çekim için yeni açtığı stüdyosunda buluştuğumuzda enerjisi ve güleryüzü etkiledi. Anne sütü ve emzirme konusundaki bilinci ve samimiyeti için ayrıca teşekkür ettiğimiz Açelya Hanım'a ailesiyle birlikte uzun, sağlıklı ve mutlu yaşam diliyoruz.



17 Ekim 2010 Pazar

“Ayağımda spor ayakkabım olduğu sürece bütün dünyayı koşabilirim.”

Sorumluluğunun farkında ve bu yüzden de düzenli bir şekilde koşuyor Yonca Tokbaş. Herkese de “Bunu yapabilirsiniz mesajını vermeye devam ederek üstelik.” Amacı; engelli arkadaşlarımıza farkındalık yaratmak, amacı; bir TL’de olsa onların eğitimlerine katkıda bulunmak, amacı; TEGV’i desteklemek, amacı; destekleyenleri arttırmak, amacı; çoğalmak, amacı; paylaşmanın verdiği mutluluğu anlatmak, amacı; amaçlı bir iş yapmaya herkesi davet etmek, amacı …. Birçok amacı olsada ortak payda; yardım etmek, etmeye teşvik etmek. İşte bu yüzden Pazar günü yapılacak 32. Kıtalararası Avrasya Maratonu için Yonca Tokbaş’la kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Bir kez daha diyo(ruz); “Hadi Pazar günü koşuyoruz!”

“Yolların fatihi Yonca” diye başlık atmışsınız geçen günkü yazınızda, anlatabilir misiniz bu koşma hikayesini? Neden ve ne zaman koşmaya başladınız?
Nerden başlasam, nasıl anlatsam? Bu yolların fatihi olma meselesi aslında benim hayatımın özeti. 18 yaşımdan beri yollardayım. Ama spor anlamında bahsettiğimiz koşma olayı başka.
Aslında beni koşmaya başlatan da, bu işi ciddi bir şekilde sağlıkla yapmama neden olan da eşim. Beni Dubai’de halk koşusuna yazdırmış bundan 2 sene önce. Hayatımda ilk defa 4 km’yi orada koştum. Yoksa ben hayatımda hiç koşmayı falan düşünmemiştim. Sevmezdim de. Sıkılırdım. Koşu bandında denemişliğim vardı, herkesi görürsün ya orada koşarlar, ben de onlara özenerek denemiş ve nefret etmiştim. Ama o gün, o 4 km’yi büyük bir azimle koştum. Yani başta giderken “Ne olacak canım eğlencesine gideyim, olmadı yürürüm” dedim. Ama bir baktım finişe 100 metre kalmış hala koşuyorum. Hayatımda ilk gerçekten başlayıp gerçekten bitirdiğim ve kendimi kandırmadığım tek şey oldu o 4 km. Bana bir şey öğretti. Bana; benim de hayatta başladığım bir şeyi bitirebileceğimi gösterdi. Ben kendime o güne kadar hiç güvenmemişim sanırım. Kendime karşı şüphelerim varmış. Yani başladığım ve yarım bıraktığım şeyler olduğu için hayata da yarım bırakma riski ile bakarmışım meğer. O gün bitti. Sonra bir baktım ki, bütün yollar caddeler şehirler benim. Ayağımda spor ayakkabım olduğu sürece bütün dünyayı koşabilirim.

16 Ekim 2010 Cumartesi

8. Tiyatro ödülleri sahiplerini buldu!

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi tarafından düzenlenen “Tiyatro Ödülleri” törenini izlemek için 11 Ekim pazartesi günü Fonex’in sponsorluğunda ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyon desteği ile gerçekleştirilen tören için Harbiye Muhsin Ertuğrul’daydım…


Herkes şıklık yarışındaydı diyebilirim. Aynı anda Antalya Film Festivali’nin de olması ünlü katılımını biraz azaltsa da birçok kişi buradaydı.

Heyecanla sonuçlar açıklanmaya başlandı…
Sunuculuğunu ünlü tiyatro ve dizi oyuncusu Şenay Gürler’in üstlendiği törende; kimse kırılmasın ama genç oyuncuların, tasarımcıların, koreografların ödül alması beni çok çok mutlu etti. Eminim ödülleri takdim eden eski yani işin ehli oyuncularda, kendi kulvarlarında yetişen bu genç yeteneklere ödül vermekten son derece mutlu olmuşlardır.

"Ablamın kardeşiyim..."
Geceye bombasını Demet Evgar’ın kardeşi yaptı diyebilirim ya da bu gece en samimi kurulan bir cümleye gelen samimi bir gülüş… Demet Evgar olmadığından –ki kendisi en iyi kadın oyuncu seçildi.- ödülünü almak üzere de sahneye kardeşi çıktı, teşekkür etti ve kim olduğu sorulduğunda “Ablamın kardeşiyim ben.” diye istem dışı bir cevap verdi. Bunu yazmak istedim. Anlatmak istediğim ve de vurgulamak istediğim; ablasının aldığı ödülle grurlanan ve de heyecanlanan birinin içten verdiği cevap…

Törene geri dönüyorum…
Birbirinden iyi oyunlar ve kişiler yarıştı bu gece. Tiyatro Tiyatro Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı ile Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’nun açılışını yaptığı ödül töreninde; 11 dalda gerçekleştirilen ödüllerin sahipleri ise şöyle;

Yılın Yapımı: “Mefisto” –İbb Şehir Tiyatroları

Yılın Yönetmeni: “Mehmet Birkiye” – “Cimri”- Kent Oyuncuları

Yılın Kadın Oyuncusu: “Demet Evgar”– “Cimri”- Kent Oyuncuları

Yılın Erkek Oyuncusu: “Yetkin Dikinciler” – “Profesyonel”-İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın Oyun Yazarı: “Ayşe Bayramoğlu” – “Hakiki Gala”-Tiyatro Tem

Yılın Çevirmeni: “Bilge Emin” - İntiharın Genel Provası-İst. Şt

Yılın Sahne Tasarımcısı: “Işın Mumcu” – “İmparatorluk Kuranlar”-İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın Giysi Tasarımcısı: “Başak Özdoğan Pirim” – “Cimri”- Kent Oyuncuları

Yılın Işık Tasarımcısı: “F. Kemal Yiğitcan” – “Coriolanus”- İbb Şehir Tiyatroları

Yılın Oyun Müziği: “Tolga Çebi” - "7"/Sekspir Müzikali-Oyun Atölyesi

Yılın Koreografı: “Varvara Stefanescu” – “Bakhalar”- İbb Şehir Tiyatroları

Her zaman söylediğim gibi bir kere de olsa mutlaka ama mutlak tiyatroya gidin. Canlı performans ne kadar kötü olabilir ki?

14 Ekim 2010 Perşembe

Bana bir şey olmaz deme sen de aşılan!

Geçen hafta HPV'ye karşı herkesi bilinçlendirmeyi hedefleyen ve Kavak Yelleri oyuncularının destekleriyle gerçekleşen sosyal sorumluluk projesinin toplantısına davetliydim. Bakın neler anlatıldı. Bilenler, bilmeyenlere anlatsın!

Yoksa her 10 kadından sekizinin karşılaştığı 8. siz misiniz? 
Tabu oynamaya ne dersiniz? Ama bu sefer bir hastalığı anlatacaksınız, üstelik öyle böyle değil, ciddi sonuçlar doğuran bir virüsle bulaşan hastalığı… Bahsettiğim bir sosyal sorumluluk projesinin reklam filmi aslında. Proje, her 10 kadının sekizinde hayatı boyunca karşılaştığı HPV virüsüne dikkat çekmeyi hedefliyor. Geçen hafta yapılan lansmanda “4 genç bir kelime” isimli tanıtım filmiyle anlatılan ve “siz de HPV’ye karşı korunun, yarın geç olmadan doktorunuza başvurup önleminizi alın.” Sloganıyla özellikle11-12 yaş grubuna ulaşmayı, virüsün önemini anlatmayı hedefleyen projeye; Hande Hızlan, Sertan Erkaçan ve Kavak Yelleri dizisinin sevilen oyuncuları İbrahim Kendirci ve Pelin Karahan destek veriyor.

HPV tüm bayanlar için risktir!
TJOD Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil: “Bu sene Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği olarak Türkiye’de Rahim Ağzı Kanseri ve HPV virüsünün yol açtığı hastalıklar ve kanserlerle ilgili halkı aydınlatmaya ilişkin bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdik. Bunun amacı HPV denen virüsün açtığı hastalıklar ve kanserlerle ilişkili halkı bilinçlendirmek, gençlerimizi bu konuda aydınlatmak. Bunun amacı; HPV’ye karşı insanlarımızı bilinçlendirme ve toplumu korumaya yöneliktir. Projeyle ilgili www.hpv.gen.tr diye bir site kurduk. Bu site de HPV konusunda bilgiler yer almakta. Kampanyayla ilgili bir de reklam çekimimiz oldu. Sitemizden bunu izleyebilirsiniz.

Kısaca HPV; cinsel ilişki ya da temasla bulaşan bir virüstür. Bu virüs bulaştıktan sonra kişide; siğillere, rahim ağzı kanserine, yol açabiliyor. Birçok genital kanserde de etken bir virüstür. Aşılama yoluyla bu virüse karşı bir bağışıklık sitemi hareketi oluyor. Dünyada bu aşılama yaygın olarak yapılıyor. 11-12 yaş grubu ilk aşılanan grup olarak başlanıyor. 26 yaşında kadar aşılamayı yapabilirsiniz. Aşı son derece etkindir. Amacımız; hem korunma yöntemlerini anlatmak hem de aşılamanın önemini vurgulamaktır.” dedi.

Projeyi destekleyen oyuncular projeyle ilgili bakın neler dedi?

Pelin Karahan:
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin başlattığı, www.hpv.gen.tr üzerinden internet üzerinden yapılan bir bilinçlendirme kampanyası. Bu projeye dahil olmak beni çok mutlu etti. Sağlıktan, aslında korkutucu olan kanserden bahsederken, insanları korkutmadan da gerekli bilgileri verebilirsiniz diye düşünüyorum. Amacımız genellikle; 20-30 yaş arası kadın ve erkekleri bilinçlendirmek.26 yaşında bir kadın ve de aşıyı olmuş biri olarak ben de kampanyada olmak istedim.

11 Ekim 2010 Pazartesi

10 AVM'de okurlarımızla buluştuk!


1-7 Ekim Dünya Emzirme Haftası sebebiyle 10 yıldır emzirme konusunda halkı bilinçlendirmek amacıyla bir sürü etkinlikler yapan Anne Bebek Dergi’sinin bu yılki çalışmalarında ben de vardım. Bir hafta boyunca 10 AVM’de başta anne sütünün önemi olmak üzere, çocuk sağlığına varan birçok konuda anne, anne adayı ve babalarla buluştuk…

Doktorlarımızla birlikte en çok vurguladığımız İLK 6 AY SADECE VE SADECE ANNE SÜTÜ sloganımızla birlikte, okurlarımızla buluşmanın keyfi ile seminerlerimizi gerçekleştirdik.


Bebeklerin en temel hakkı olan ANNE SÜTÜ; bebekle anne arasındaki duygusal bağın kuvvetlenmesinde en önemli etken. Toplantılarımız sırasında doktorlarımız, “bebeğim emmiyor.” diye bir cümleyi kabul etmediklerini, doğru emzirme tekniklerini kullanarak (ki bu göğsü makaslamadan, göğsün kahverengi bölümünü bebeğin ağzının tam kapatacağı şekilde vermekle) bu sorunu çözebileceklerini vurguladılar.




İLK 6 AY ANNE SÜTÜ ÇÜNKÜ;

Anne sütü sevginiz gibi bebeğinize özeldir, taklit edilemez!

Anne sütü bebeğin yaşayabilirliğini ve direncini artırır!

Anne sütünü artıran faktörler; bebeğin anneyi doğru emmesi, annenin bebeğinden duygusal uyarı alması, memelerin iyice boşaltılması, yeterli sıvı alımı ve annenin iyi dinlenip, yorulmamasıdır.

Emzirmek meme kanseri riskini azaltır.

Anne sütü bebeğin zeka gelişimini artırır.

Anne sütü bebeğin ilk aşısıdır. Anne sütü emen bebekler daha az hasta olur.

Dipnot: Meme başını çevreleyen kahverengi bölgedeki küçük kabartılar meme başının yumuşak olmasına ve bebeğin memeyi kolay bulmasına yardımcı olan özel salgılar üretirler. Meme başınızı her emzirmeden önce silmeyin ki bu salgılar görevlerini yapabilsinler.


7 Ekim 2010 Perşembe

Anne Bebek Dergisi / Çocuklar için özel yemek mekanları

Çocuğunuzun hayatınıza dahil olmasıyla birlikte değişen yaşam; arkadaş seçiminden, gidilecek mekanlara kadar birçok şeyi sınırlar durumda. Bir yere giderken onun yiyebileceği yemekler var mıdır diye düşünmeyeceğiniz, oyun alanlarından ve çeşitli aktivitelerden oluşan restoranları araştırdık bu ay. Çocuğunuz eğlenirken siz de kendinize vakit ayırabilirsiniz... Afiyet olsun...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Anne Bebek Dergisi / Zeynep Molho'nun ilkleri ve enleri

Jess Molho ile mutlu bir evliliği olan Zeynep Hanım'a oğlu ile ilgili ilklerini ve enlerini sorduk...

"Kontrollü" biri olmakla "kontrol delisi" olmak farklı bir şey mi?


Sanırım ben de bir kontrol delisiyim ya da düzen hastası. Hayatımda her şey planlı. Plansız olan şeyleri sevmiyorum. Birçok şey kontrolümde olmalı, olmazsa onu da sevmiyorum... Durup düşündüğüm günlerin birinde bu durumu bir de uzmana soralım dedim.
Bakın uzmanımız neler diyor?

Kaçtım kaçtım ben kaçtım :)


Arkadaşlarımla mailleştiğimizde, mesajlaştığımızda ya da konuştuğumuzda ve bana;

“Neler yapıyorsun? diye sorduklarında
"Yoğunum. Çok çalışıyorum. Hiçbir şeye vaktim yok.” diye cevap veriyorum...

Bu aralar dilimde fazlasıyla dönen cümleler bunlar. Evet gerçekten çok ama çok ama gerçekten çoook yoğun geçiyor günlerim. Akşam geç saatlerde çıkmalar, yazı yetiştirmeler, yeni projeler, düşünceler… Hemen bir parantez açıyorum burada, bu yoğunluktan şikayetçi de değilim aslında... "Nasıl bir şey bu?" derseniz "Bence bir şey iste bu." derim. :)

İşte tamda bu noktada bir yere gitmek için artık “kaaaç” dedim kendime :)

Durağım Yaşar’ı dinlemek için Jolly Joker Balans oldu …

Yaşar’ın canlı performansını ilk kez dinledim. Eğlenceyle hüznü bir arada yaşamayı sevenlerdenseniz tercihiniz olabilir…

Üstü örtülmüş duyguların tekrardan körüklenmesini sağlayan, klasikleşmiş ve de çok beğendiğim şarkılarını söylerken, biraz daldım biraz eğlendim ama güzel bir akşam geçirdim…

Kaçın kaçın, siz de kaçın :)

Açelya Akkoyun'la Kapak Çekimi / Ekim 2010


      

Ekim kapağı için; 


Şahver Koçulu’nun

stüdyosunda buluştuk…


Sıcakların fazlasıyla bunalttığı Eylül ayında, kapak çekimimiz için ünlü annemizin giyeceği kıyafetleri ayarlamak için kendimi alışveriş merkezlerine attım. Karar verme konusunda zorlandığım bir gün geçirsemde, elimde bir sürü kıyafetle döndüm ofise… Sonra makyöz, kuaför, fotoğrafçı derken, bir baktımki stüdyodayız :)

Stüdyodan arta kalanlar...
Gülmek herkese çok yakışır ama o gamze biraz daha fazla yakıştırıyor Açelya Akkoyun’a. Evet evet ekranlarda gördüğümüz gibi; içten ve de samimi biri… Üstelik bir proje yapmaya karar verdiğiniz de size her türlü desteği sağlayacak, kaprisleri olmayan, anne olmaktan son derece mutlu olan biri o :) Mütavazi tavrından, içtenliğinden vazgeçmeyen ve yine söyleyeceğim, gülmenin en çok yakıştığı biri o :)

Kızı Alya’yla birlikte keyifli bir çekim ve de röportaj gerçekleştirdik. Biz fotoğraflardaki samimiyeti çok sevdik, umarım içindeki içtenliği siz okurlarımıza da yansıtabilmişizdir.

Dolu Dolu bir Ekim sayısı bayilerde sizleri bekliyor…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...